Eğiste & Barajı

Eğiste & Barajı

25 Haziran 2013 Salı 16:06
egiste--baraji
Eğiste ve Barajının görüntüleri ile beraber meşhur hikayelerinden bahsedeceğim
 Bağbaşı(Eğitse)Kasabası 3.Sıla-i rahim şenliği nedeniyle Belediye Başkanı sayın Mehmet ÇETİNER’in daveti üzere Eğiste’ye gelerek şenliğe katıldım.
Şenlik için Eğiste’ye gelinir de,Eğitse ve Barajından görüntü almadan gidilirmi?.Elbette olmazdı ve bendeniz de Eğitse Beldesinin dıştan ve ara sokaklardan sizler için bazı görüntülerini kaydettim.
Umarım bilip görenler hatıralarını tazelerler, görmeyenlerde bu güzel Beldenin manzaraları ile sevgi ve özlem yenilerler.
Eğitse ve Eğistelilerin pek çok hikayeleri var.Bu hikayeleri çocukluğumda İsmil Yatılı Kur’an Kursunda Kur’an eğitim ve öğrenimi görürken Eğitseli aşçımızdan zevk ve heyecan ile defalarca dinlerdik.
Ozaman dinlediğim hikayelerden değilde,bagbasikasabasi.sitemynet.com dan aldığım iki hikayeyi burada nakledeyim.İyi seyirler.Hatıp.25.06.2013


 GELİNCİGİN HİKAYESİ
 Kasabanın girişinde "Pmargözü" isimli bir su kaynağı vardır. Kasabanın içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan bu su kaynağında. yere 70-80 derece eğik yere doğru inen, kayaya oyulmuş gibi duran bir kuyuya benzeyen bir mağara vardır. Bu mağara özellikle kış mevsiminde halkın deyişiyle patlar ve normal su kaynağının 25-30 katı su çıkar. Çok eski bir tarihte kasabada bir düğün olmaktadır. Düğün alayı köyü dolaşırken karşıdan bir düğün alayı daha gelmektedir. İki düğün alayının karşılaşması uğursuzluk sayılacağı ve evlenenlerin ömür boyu mutsuz olacağına dair bir inanışı bulunan ve halk tarafında(sonradan) ermiş bir kadın olarak adlandırılan gelin hem kendisinin hem diğer gelinin mutsuz olmaması için Allah'a. Şöyle dua eder : "Allah'ım canımı alda şu ganp kulunu bu uğursuzluktan kurtar" der. O anda gelinin atı "Pmargözü" denen su kaynağının önündeki tahta köprüden geçmektedir. Gelincik denen kuyu patlar ve gelini atı ile birlikte su kapar ve gelinciğin suyunu tahliye eden dereden gelinin cesedi Göksu Nehri'ne gider halk cesedi bir hafta sonra, Göksu Nehri üzerindeki bir başka köyde bulur. Gelinin cesedi kasaba mezarlığına gelinliği ile defnedilir.
Halk bu olaydan sonra bu kuyuya benzeyen mağaraya "gelincik" demiştir, ismini bu olaydan sonra almaktadır.
Daha sonra mezarın başında bir ağaç bilmiştir. Gelinin kerametine inanan halk bazı hastalıklar için, (siğili olanlar, çocuğu olmayanlar nazar değenler, sürekli baş ağrısı çekenler, evlenemeyenler vb.) bu ağaca çaput bağlarlar. 
Bu olaydan sonra bir ağıt yakılmıştır ve halk tarafından halen hatırlanan mısraları şunlardır.
 Biz tam altı gardaşıdık.
Düğün günü cicemizi(*) bindirdik ata
Mahalleyi geçtikce bir saat öte
Köprüye vardıkta oldu bi hata
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

Kırat başını kaldırır ben öldüm diye
Albayrak yilbirder ben soldum diye
Gökdere gümbürdüyor ben aldım diye
Gelini gelini alı allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

İndi gitti derelerin dibine
Balıklar örüldü örgülü saçına
Ah dalgıç getirin gelini bulalım
Gelini gelini ah allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

Kayınanası durmuş evini düzeltir
Kayınbabası durmuş yolları gözetir
Sağdıç damda güveyi öğretir
Gelini gelini ah allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

ERMİŞ ÇOBAN HİKAYESİ
 Bağbaşı Kasabası yerleşime açılmadan önce bazı Yörük aileleri, kasabaya yakın yerleşim yerlerin de hayvancılık yapmaktadır. Dört ailenin bir kısım davarını (koyun-keçi) saf kalpli ibadete düşkün çok az parayla çalışan bir garip çoban gütmektedir.Bu çoban bir gün çalılık, böğürtlenlerle, çayır çimenle kaplı bir arazı bulur. Burası kasabanın şimdiki bulunduğuyerdir "Pınargözü" mevkiidir. (Büyük bir su kaynağıdır). Sürüsünü her gün bu mevkiye getirip otlatır bir yandan da ilerde kendi hayvanları ve çiftliğini buraya kurmayı düşünür. Bu nedenle buradan kimseye bahsetmez Diğer çobanların sürüleri yavaş bir periyotla büyürken, bu çobanın sürüleri bol otlu çayır, çimenli, sulu arazide otladığı için hızlı bir periyotla büyür. Ağalar bu durumdan şüphelenirler toplanırlar ve hep birlikte toplanıp çobanı sorguya çekerler çobandan tatmin edici bir yanıt alamayan bir ağa çobanı döver ve ona cevabını duyamadım der diğer üç ağa birlikte çobanı döverler sonra gerçeği öğrenirler. Çoban yara, bere içinde giderken birisi " - Şuna bak aksaya aksaya gidiyor" der, bir diğeri : "Aksamıyor bu topal olmuş" der, bir diğeri çobanın yara berelerini gösterip: "Palazamı (hastalığı) uğradın der Çoban oradan gider bir daha da kimse onu göremez.Sonra ağalar yanlarına diğer üç ağayı da alırlar ve yedi aile kasabanın bulunduğu yere gelir çalı ve böğürtlemleri temizlerler ve yerleşirler.
Çoban yediği dayaktan çok alaya alınmasına içerlemiştir Elini açıp Allah'a dua etmiştir. Ağaların cezasını Allah'a havale etmiş; "Allah'ım doğrunu sen bilirsin bildiğin gibi yap" der Köye yerleşen ve çobanı döven onu duymadığını söyleyip dalga geçen ağa bundan sonra hiçbir şey duyamaz yani "sağır" olur. Yerleştiği mahalleye "SAĞIRLAR MAHALLESİ" derler. Çobana "aksak" diyen ağa "aksak" olur yerleştiği mahalleye "AĞSAKLI MAHALLESİ" denilmiştir. Çobanın topal olduğunu söyleyen ağa "topal" olur. Mahallesine "TOPALLAR MAHALLESİ" denilmiştir. Çobana "palaz'a" mı uğradın diyen ağa "palaz hastalığı'na tutulur ve mahallesine "PALAZLAR MAHALLESİ" denilmiştir.
Bu cezadan sonra çobanın ermiş olduğu anlaşılmıştır. Adı unutulmuş ismi "Ermiş Çoban" olarak kalmıştır.(Kaynak:bagbasikasabasi.sitemynet.com)

Hiç yorum yok:

Arama Kutusu

Ziyaretçi Defteri

Oku Yaz

Şimdi Reklamlar...

Son Yorumlar

Karikatür Köşesi

Web Sayacı

Yandex.Metrica
Teman�n tum haklari saklidir - Korualan Gezlevi Haber Kültür ve Bilgi Web Sitesi: Eğiste & Barajı
Anarsik CocukDavut Erarslan