Noel Baba neyimiz olur?

Noel Baba neyimiz olur?

Bayrak ve Fetih Şairi Arif Nihat Asya'nın kaleminden...
Yılbaşı neyimiz olur? Ramazan Bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban Bayramımız mı?
Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da bilirizki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.

Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba'ya geliyorum: Memleketimize, herhalde, Beyoğlu'ndan giren, Haliç'i atlayarak Fatih'lere, Aksaray'lara, sonra Rumeli'ye ve Boğaz'ı aşarak önce Kadıköy'lere, Moda'lara ve sonra Üsküdar'lara ve oradan Anadolu'ya geçen bu bunak, neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pîrimiz mi?
İstanbul'un Tepebaşı'ndan Adana'nın Tepebağı'na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir resmine bakarsanız Havarîlere, öteki resmine bakarsanız Rasputin'e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda neyin nesidir, bunu merak etmediniz mi? Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu:

O,Haçlı Seferleri'nden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silâhla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O,evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit'tir...Kardeşlerini Mukaddes Savaş'a hazırlamaktan geliyor.

O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, kılığını değiştirmiş ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan çocuklarımızdan başlamıştır. Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedâkarlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın, onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz...sakalı elimde kaldı ve altından Lücifer (şeytan) çıktı.

Bilirsiniz ki, câsuslar da kıyâfetlerini ekseriyâ değiştirirler. Bu, mezar beğenmeyen hortlağa ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haç'ın da çarmıha gereyim onu!


Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız:Muhakkak, bir şeyinizi çalmıştır!

Fatma Elif Yeşil Hastanede

Fatma Elif Yeşil Hastanede:

29 Aralık Salı bu gün Yeşiller ailesinin minik ferdi Fatma Elif Yeşil hanımefendiyi muayene ve kontrol için Konya Meram araştırma Hastanesine gittim.Maşallah durumu çok güzel.

Sarıoğlan’dan itibaren yoğun sis içerisinde devam eden yolculuğumuz,Meram araştırma’ya varınca yerini sisle birlikte karlı bir havaya bıraktı.Bu duruma ister kar yağışı deyin ister sis ve kuru ayazın şiddetinden meydane gelen Kırağı deyin.Ağaçlar çiçek gibi beyaz,zemin bir santim kalınlığında kar.

Dönüşte Teyzelerinin ikamet mahalli olan Çumranın Doğanlı mahallesine uğradık.Ailecek sevgiyle karşılandık.Sevgi ve muhabbetle uzunca bir hasret giderildi.Bende ayrıca mutlu oldum. Hatıp.29.12.2015





Tüm Fotoğraflar İçin Tıklayınız..!!!

HADİM KORUALAN MAHALLESİNDE ARICILIK KURSU AÇILDI
Konya BüyükşehirTarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Hadim Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ve İlçe Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen arıcılık kursu büyük bir katılımla devam ediyor.
Hadim Korualan mahallesi Korualan Çok Proğramlı Lisesi Eğitim salonunda başlatılan Arıcılık kursuna Korualan halkı tarafından ilgi ve katılım yoğun olmakla birlikte bu kursun Korualan’da başlatılmış olması halkımız arasında memnuniyetine sebep oldu.
Hadim Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde görevli veteriner Hekim sayın Halil Durmuş’dan aldığımız bilgilere göre; Bayanların da ilgi duyarak katılmış olduğu kursa yaklaşık 200 civarında kursiyerin başvuru yaptığını söyledi.
Arıcılık kursunda Uygulamalı eğitimlerin de verileceğini anlatan sayın Halil Durmuş, şunları kaydetti:
“Konya Büyükşehir Belediyesi’nin sağlayacağı eğitim malzemeleriyle uygulamalı eğitim verilecek. Bu eğitimler kapsamında arıcılarımız modern arıcılık kursu kapsamında donanımlı ve yeterli bilgi sahibi olacaklar. Kurs içerisinde Rize’ye de teknik gezi düzenlenecek. Kurs bitiminde belgeler, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Tahir Akyürek tarafından takdim edilecek.’’
Kursun düzenlenmesinde emeği geçen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’e, Hadim Belediye Başkanı Ahmet Hadimioğlu’na, Halk Eğitim Merkezi müdürü Metin Çiftçi’ye,İlçe Tarım Müdürü Erol İşcan’a,Kurs Hocamız Veteriner Hekim Halil Durmuş beye çiftçilerimiz adına teşekkür ediyorum.Hatıp.25.12.2015







Tüm Fotoğraflar İçin Tıklayınız..!!!

MEVLİD KANDİLİ(KUTLU DOĞUM)

MEVLİD KANDİLİ
(KUTLU DOĞUM)

Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed(s.a)in doğum günü olan Mevlid Kandili Dünyaya teşrif ettiği dua ve ibadetlerin kabul edildiği mübarek günlerden dir. 2015 yılında 22 Aralık 2015 salıyı Çarşambaya bağlayan gece idrak edilecek ve İslam Âlemi tarafından kutlanacaktır.
Mevlid: mana olarak doğum günü demektir. Mevlid Kandili Hazreti Muhammed'in (s.a.)doğduğu gün olması sebebiyle İslam alemi için önemlidir. Mevlid gecesi için Hazreti Ebu Bekir (r.a) "Resûlullah Efendimizin (s.a.)doğumuna dâir yazılanların okunması için bir dirhem harcayan, Cennette bana arkadaş olur" demiştir.
Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevî feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran gecelerdir.
Kandiller; öze dönüşün, Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönelişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, geçici olanla kalıcı olanı fark etmenin, kalp gözümüzü açıp gönül dünyamızı temizlemenin fırsatı olan, nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmanın imkânlarını sunan kutlu zaman dilimleridir.
İşte Mevlid Kandili de insanı insan yapan bütün güzelliklerin odaklandığı bir şahsiyet olan rahmet elçisi Hz. Peygamberin doğumunu kutladığımız, onun bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatan insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve metanetini, kerem ve cömertliğini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlâkıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme mevsimidir.
Mevlid kandilinin tüm islam alemine,özellikle Kasabamız halkına hayırlar getirmesini  bütün insanlığa sevgi, rahmet, huzur ve barış getirmesini,Cenab-ı Hak'tan dilerim.Kandiliniz mübarek olsun.

Çocuklarınızı yarınlara hazırlamanız için,önce yaradana iman ederek bizlere gönderdiği Kitabı, Mektubu, mealiyle birlikte her gün mutlaka on dakika okuyun.Çocuklarınızı sevin,gönüllerine girin,yanaklarından öpün ve Camiye ve okumaya alıştırın, karşılığında ödüllendirin.Anne ve Babalar olarak sizlerde eşler olarak birbirlerinizi sevin.Sevginizi birbirlerinize ‘’seviyorum’’ sözleriyle taçlandırarak öpün.Caminin öneminden bahsederek Peygamberimiz(SAV) zamanında (kadın erkek) Camiye devam edildiğini,günümüzde ise devam edilmediğini ve  tekrar Peygamberimizin zamanındaki gibi Camilere devam edilmesi gerektiğini belirtin.Bu mübarek geceyi fırsat bilerek bol bol Kur’an okuyalım,ibadet ve dua da bulunalım. 
Aşağıda Mevlid kandili ile ilgili Faziletine dair bir bilgi ve Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY dan (Bir Gece) adlı şiirini konumuzun önemini ifadesi bakımından aktarıyorum.  
Mevlid Kandili (Kutlu Doğum) 
Mevlid Kandili Nedir? Anlamı; Kutlu Doğum,İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir. 
O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 
Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır. 
Bu gece, Müslüman lar arasında yüzyıllar dan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir. 
Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir. 
Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz. 
Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü. Göz­yaşı döken gözler değil, ruh ve kalpler idi. Kalp ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumî yas ilan edilmişti! 
Yeryüzü saadetin, sevincin ve huzurun kaynağı olan “tev­hid” inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası, ruh­ları ve kalpleri kasıp kavurmuştu. Gö­nüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu. 
İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş, küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zâlimin zulüm kamçısı al­tında mazlum inim inim inler hale gelmişti. 
Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve simalar mahzundu.Akıl, ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuv­vetiyle sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara son verecek bir zâtı, şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti! 
İşte, o zât geliyordu! Dünyanın mânevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek eşsiz in­san, Allah’ın Son Peygamberi geliyor du!Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz. Muhammed (a.s.m.) geli­yordu! 
O An… Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi. Her varlık, ken­disine mahsus diliyle, hal ve hareketiyle bu emsalsiz insana “hoş-âmedî”de bu­lunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi. 
Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi.
Fil Vak’asından elli veya elli beş gece sonra.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
Mekke’de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi. Vakit, vakitlerin sultanı seher vakti.
Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hadise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.), dünyaya gözlerini açtı!
Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi. Kâinat, sevinç ve heyecan için­de adeta, “Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin” diye haykırdı. 
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalât-ü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi. 
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı. 
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece,neler oldu neler? 
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler. 
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1) 
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
 "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu, "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi. 
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar. 
Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler. 
Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir. 
"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2) 
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı.. 
Peygamber Efendimize Annesi hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver." 
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Basra, saray ve çarşılarını, hattâ Basra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3) 
Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle: 
"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."
 Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir: 
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin" 
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar. 
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5) 
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi. 
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü. 
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi. 
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6) 
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir. 
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin. 
Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.
*** BİR GECE ***
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! 

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret. 
                                           Mehmet Akif Ersoy





EY İNSANOĞLU!..

NEHİRLER AKTI GEÇTİ,KURUDU VAKTİ GEÇTİ.

NİCE HAN NİCE SULTAN,TAHTI BIRAKIP GEÇTİ.

            ŞU DÜNYA PENÇERE DİR,HER GELEN BAKTI GEÇTİ.                                                                                            Yunus EMRE





LAYIK OLANA DEĞER VERMELİ!..

Baş Olanlar Övünmesin Ne Gelirse Başa Gelir, Dizler Yere Değer Amma, Baş Dönerse Taşa Gelir ..!acı suda tatlı suda berraktır.sakın görünüşe aldanma...Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır...


Değer ya verilir ya bilinir.Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep sen olursun...


Mevlana der ki; Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma.. Verdiği sözde duruyor mu? değer veriyor mu,Vefası var mı? Asıl ona bak!!!!

EMANETE RİAYET ETMEK

EMANETE RİAYET ETMEK
Müslümanların uymak zorunda oldukları kurallardan biri de emaneti gözetmek ve ehline vermektir. Emanete riayet etmemek, kişi ve toplum açısından çeşitli felaketlere sebep olabilir. Emanet güvenilir ve inanılır olmak, saklanmak ve korunmak üzere bırakılan şey anlamlarına gelir. Allah'ın emir ve yasaklarına uymak birer emanettir. Bu emir ve yasaklara uymak suretiyle de emanete riayet etmek gerekir.

Hz. Muhammed (S.A.V.) henüz Peygamber olmadan önce kendilerine el-Emîn lâkabı verilmiştir. Peygamberimizi seven ve sevmeyen herkes onu Emîn lakabıyla çağırırdı. Zira Peygamberimiz öğrenmiş olduğu bir sırrı hiç bir kimseye söylemez saklanmak üzere bırakılan eşyayı her şart altında korurdu. Peygamberlerde bulunması gerekli olan sıfatlardan birinin de emanete riayet olduğu düşünülürse, bu ahlâk kuralının ne derece önemli olduğu ortaya çıkar. İnsanın kendisine karşı emaneti gözetmesi dünya ve ahiret hayatı ile ilgili görevlerini yapması,yararlı ve iyi olanı seçmesi, şehvet ve öfkesine hakim olmasıdır.

Hz. Allah şöyle buyuruyor; "Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab) ına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size gerçekten ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyla işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyla görücüdür." (en-Nisa S:A:58). Emanetle ilgili olarak başka bir Ayeti Kerîme'de de şöyle buyurulmaktadır; "Biz emaneti göklere yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan (a gelince: O, tuttu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o çok zulümkar,çokcahildir"(el-AhzâbS:A:72).

Komşularımızın hukukunu gözetmek, işi ehil olanlara vermek, ticari işlerde başkalarını aldatmamak onun bunun ayıbını aramamak, insanlara yararlı olmak halka ait emanetlerdendir. Devlet yönetiminde görev alanların dürüst olmaları, hakimlerin adaletle iş görmeleri, bilgili kişilerin halkı batıl inanç ve düşüncelerden korumaları, aile içerisinde eşlerin şeref ve namuslarını korumaları, çocukları dinî ve millî kültürümüze, geleneklerimize uygun olarak yetiştirmeleri de birer emanettir.

Allah'a kendimize ve insanlara karşı emanetleri yerine getirmek, iyi bir insan, iyi bir müslüman olmanın şartlarındandır. Yaptığımız her hareketin muhasebesini yapmalı ve alnımızın akıyla hesabını verebilmeliyiz. Emanetin bir yük, bir sorumluluk olduğunu bilmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz emanete riayet etmemenin münafıklık, ikiyüzlülük alâmeti olduğunu bildirmektedir; "Abdullah B. Amr (İbn-l-As) (R.A.)'dan, şöyle demiştir; Nebiyy-i Mükerrem (S.A.V.) buyurdu ki, dört şey her kimde bulunursa halis münafık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur. (Bunlar da) kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyanet etmek, söz söylerken yalan söylemek, ahdettiğinde ahdini tutmamak, husumet zamanında da haktan ayrılmaktır." (Sahihi Buhari Tercümesi Cilt 1 Sayfa: 45).
(bloğcu)dan alıntıdır.
TEFRİKA , PARÇALANMA, DOĞRUDAN AYRILMA ZARARLIDIR!..
   Dinimiz birlik ve beraberliği emretmiş , tefrikayı haram kılmıştır. İhtilaf ve çekişme ayrılığı, darmadağın bir hale gelmeyi ve neticede esarete, felakete ve izmihlale düşmeyi hazırlar. Birlik ve beraberlik; şuurlu   olanların şiârıdır. Akl-ı selim sahiplerinin takip edecekleri yol budur.
   Dini, kitabı, kıblesi ve gâyesi bir, peygamberi aynı, Allah’ı bir olan islam yolcuları için çekişme, didişme kur’ânın ruhuna aykırıdır. Âzami müşterekte birleşmesi kabil iken, asgari müşterekte bile anlaşamayan, şirazesi dağılmış kitap formaları gibi perişan olan insanlar, ancak düşmanlarının galibiyetine zemin hazırlamış olurlar.
   Tefrikanın peşinden koşarken hürriyeti elinden alınmış ve zürriyeti bozulmuş milletler, diğer insanlar için ibret dersi olmalıdır. Onların batış ve felaketinden ibret almayanlar, gelecekteki nesillere ibret teşkil edecek felaketlere uğrarlar.
   Cenab-ı Hak buyuruyor ki: ’’Siz kendilerine apaçık deliller, âyetler  geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilâfa düşenler gibi olmayın. İşte onlar(ın hali);en büyük azab onlarındır’’Âl-i İmran suresi 105.
   Kahraman ecdadımız böyle iz’ansız mıydı, onlar ayrılık sevdasına düşerek bizim, islam Âleminin uğradığı bu perişan hale gelmişler miydi, onların arasında birlik bağları bu derece tarümar olmuş muydu?
   Bir tarafta kavmiyet taassubu, diğer tarafta İslamiyetin tahakkuku birlikte yürüyemez. İki gaye tanıyan ve güden kimse, birini diğerinden üstün tutacaktır. Allah-ü Teâla bir göğüste iki kalb yaratmamıştır. Bir gönülde iki gayenin yaşaması imkansız dır. İnsan gayeye ulaşabilmek için, ona aşk derecesinde bağlanmak mecburiyetindedir. Allah-ü Teâla buyuruyor ki: ’’Hepiniz, toptan sımsıkı Allah’ın ipine sarılın. Parçalanıp ayrılmayın’’  Al-i İmran 103
   Bizim ihtilâfa düşmemizden mezardaki ecdadımızın kemikleri sızlar, ruhları rencide olur. Başında akıl cevheri bulunan müminler, vatanın selameti ve islam izzeti için birlik ve beraberliği zaruri görür. Aksi halde ne vatan ne can kalır.

   Bu ulvi ve kudsi dâva ve mücadelesinde bizlere öncülük eden lider ve komutanımızın kadir ve kıymetini bilelim ve takdir edelim. Saygılarımla. 16.12.2015

Arama Kutusu

Ziyaretçi Defteri

Oku Yaz

Popüler Yayınlar

Şimdi Reklamlar...

Son Yorumlar

Karikatür Köşesi

Web Sayacı

Yandex.Metrica
Teman�n tum haklari saklidir - Korualan Gezlevi Haber Kültür ve Bilgi Web Sitesi: 2015
Anarsik CocukDavut Erarslan